DEMİR KAPI DAĞ BİSİKLET TURU - Yol Hikayesi
YİNE BİR PAZAR DEMİR KAPI
Günün güzelliği şafakta doğmuştu ABİG’ lerin üzerine bembeyaz bulut yumuşacık, güneş tüm ısısını ayırarak Antalya ve çevresine her zaman olduğu gibi dönmeye başladı bisiklet tekerlekleri Yenidoğandan kepez rampası üzerinden . Acımazsızca simsiyah dumanlarını bırakan kamyonların homurtuları arasında yavaş, yavaş ilerlerken, ormanların güzel, ıtırlı, hafif serin nane şekeri rehavetinde hayaller kurarak, dönen pedallara aldırmadan, ısırıklar alıyordu yüzümüzden hafif, hafif esen serinle soğuk arası rüzgar. Sıcak bir çay çıtır bir iki simit tadında kaşar peynir yanında hak etmiştik dinlenmeyi, hazırdık yine arıların vızıltısı sesinde tekerleklerden çıkan seslerle avunarak bisiklet üzerinde, Altımızdan akıp gidiyorken yollar, sesli ama sarsıntısız. Yeryüzü akciğerleri ormanların yangısını söndürmek adına hazır bekleyen helikopter ve alanı yanından, dünya harikaları arasında kendine yer bulan, yıllar yılı öncesi yerkabuğunun yarılmasıyla, kendini muhteşem görüntüsüyle karşılayan Güver uçurumunu selamlayarak, geçtik ıslak hafif nemli beton tadında, güzelleşmiş toprak yol üzerindeydik, sohbetle, muhabbetle yaban hayvanlarını koruma kollama alanında, Dama, dama geyikleri bölgesinden sessizce süzüldük yokuş aşağı, balık üretme çiftliği yanında güzelliğine dokunmadan ormanın, şırıl, şırıl akan suların yanından. Orman içerisinde variller üzerine kurulmuş iki göz bir oda sofalı ağaç ev, tüm ihtişam ve nezaketini elden bırakmayan nazik, güzel bir hanım efendi görüntüsünde, işte bende doğa içinde böyle sessiz güzellikte şehir gürültüsünden uzak bir ev düşlüyorum, hayallerinde istemiye, istemiye uzaklaştık küçük renkli hayaller kurarak her birimiz ayrı, ayrı. Dağların zirvesinden çılgınca kaçarcasına akan kaynak sularının yanında bulduk kendimizi, hemen yan tarafta mağara içine girmiş, yedi kişilik bir ailenin hatıra fotoğrafı çektirme mutluluğuna şahit olarak, sularımızı doldurduk, serin şerbet tadında, yollar daralmış, küçük taşlar hoyratça etrafa serilmişçesine dağınık, sanki yavaş gitmemizi istercesine, lastiklerimizi kaydırarak eğlence peşinde. Ta içimizde, akciğerlerimizin nadir köşelerinde yer buluyordu, ormanın rutubetli yosun ve mantar kokuları arasında, yer, yer yaban domuzlarının oyuklar oluşturduğu mis gibi yağmur ardı kokularını bırakmış gibi toprak. Demir kapı dağ yükseltileri önümüze çıkarak, sürüşleri zorlaştırmayı anlatıyordu. Yeni düzeltilmiş olabildiğine dikleşen yollar, tabiat ananın evlatları için hazırladığı kainat meyveleri cezp edip kendine çekiyor bir, bir parmaklar çalışmaya başlıyor, nazik, yavaş hareketlerle ezmeden yaban mersini ( murt ) ikramıyla ağız tadı vererek morarmış rengi, kekremsi tadıyla,( Roma döneminde mızrak ve kılıç yaralarının iltihaplanmasını önlemek için kullanırlarmış ) İşte muhteşem görüntüsüyle karşımızda duran dağ çilekleri, kırmızı bir elmas gibi pırıltılı rengi, ağız sularını boşaltan tadıyla. Önümüze seriyor sınırsız çeşitlilikte sofrasını. İyice yükselmiş demir kapı dağı zirvesindeyiz, etraf anlatılmakla, tarif etmeyle sergilenemez güzellikte, kitap sayfalarına sığmayacak doğa manzarası bir düş güzelliğinde, ayaklarımız altında tüm ihtişamı, güzelliğini sergiliyor, bak işte Antalya !. uzaktan sisli bir hava silüyetine bürünmüş şato görünümünde. İlerde, aşağıda masmavi gelinlik giymiş gibi süzgün ve güzellikte ABİG gölü, yeşillikler içinde pırıl, pırıl güneş aydınlığında, yaban kazlarına, yaban ördeklerine, ev sahipliği yaparken, misafir su kuşları oradan oraya uçarak teşekkür ediyor kanatlarını açarak ikramlarına, ABİG gölüne. Bu güzellik açlığımızı çıkarıyor ortaya, seriliyor sofralar balık, pide, cin biberi, maden suyu hem de dağ başında, Antalya manzaralı mis gibi koku ikramıyla kızıl çam ağaçları altında kainat lokantası, aklımızda sımsıcak demli tavşan kanı çay içmek Doyran da Vanlı Halil çavuşun kahvehanesinde, yine koyuluyoruz sertleşmiş taşlı yollar üzerinde, vücut ağırlığını bileklerimizde hissederek inmeye başladık zirveden. Seraların kar ve su yığını görüntülerine bakarak düzlüğe. Yol ortasında bir yılan kahverengi lekeli ince çizgili hareketler yavaş soğuktan belli, kendini korumaya hazır ok gibi düz, yay gibi gergin fırlamaya hazır, yeni yılancı hacımızın biraz oyalanması ardından yine koyulduk portakal bahçeleri arasından doyrana yılanı doğa ananın kollarına bırakarak. Halil çavuşun kahvesindeyiz ağaç içinde ağaç çıkan güzellikler katan, üzeri yeşil çuha kaplı masalara kurularak, bir, bir bizi izleyen taş oyuncular arasında, çaylar gelmiş mis gibi üzerinde tüten buharlı, birkaç yudumdan sonrası sohbetlere güzelliklere, hemen ardımızda belirene kadar köyün delisi,boş, boş gülümseyerek hem zeki hem de hazır cevap, Halil çavuşun gülümsemesi ise sıcaklığı huzurun simgesi bu yerde ağaçlar gölgesinde hafif serinliğe hasleten. Gökyüzü maviliğini kaybetmeye başlamıştı, hatta güneşin mesaisi de bitmek üzere, yine yol görünmüştü doyran sosyete Pazarını bırakarak geride. Çılgın akşam trafiği içinde evlerimize , günün güzelliği mutluluğu sevincinde, son dakika patlayan lastik tamiri içinde.
hamtunay – 0701181826 / ABİG, Güver, Demirkapı dağı, Doyran Bisiklet turu



İnsana yazdığınız şeyleri gercekten yaşatan ve yaşattıran bir yazı olmus emeğinize sağlık
YanıtlaSil